Gizlice Takip Ettim – Haberciniz

Haberciniz

Güncel Haberler

FOTO GALERİ

Gizlice Takip Ettim


14 yaşındaki kızım Elif, her sabah “okula gidiyorum” diyerek evden çıkıyordu. Ergenlik çağının o bilindik huysuzluklarını ara sıra yaşasa da, o hiçbir zaman dersten kaçacak, okuldan uzaklaşacak kötü bir çocuk olmamıştı. Olamazdı. Bir kere bile böyle bir şey yapmamıştı. Bu yüzden perşembe öğleden sonra sınıf öğretmeni Sevgi Hanım beni aradığında telefonu hemen açtım.
“Sadece kontrol etmek istedim,” dedi Sevgi Hanım nazik bir sesle. “Elif bütün hafta devamsızlık yaptı.”
Bunun imkansız gibi gelmesi bir yana, duyduklarım karşısında sinirden neredeyse gülecektim. “Bu doğru olamaz,” dedim kendimden emin bir tavırla. “Her sabah evden çıkıyor. Kapıdan çıkarken onu kendi gözlerimle izliyorum.”
Telefonun diğer ucunda ağır, rahatsız edici bir sessizlik oldu. “Hayır,” dedi Sevgi Hanım yutkunarak. “Pazartesiden beri hiçbir dersine girmedi.”
O an midem kasıldı, nefesim boğazımda düğümlendi.
Elif o akşam eve geldiğinde hiçbir şey belli etmedim. Yemekte bana her zamanki gibi normal davrandı. Ödevlerinden şikayet etti, akşam yemeğinde ne olduğunu sordu. Sorularıma o bilindik ergen tavrıyla gözlerini devirdi. Ben ise sadece yutkundum. Ertesi sabah, onunla yüzleşmedim. Okulu tekrar aramadım. Sadece bekledim.
O sabah, Elif’i her zamanki gibi okula gönderdim. Çıktıktan birkaç dakika sonra arabama bindim ve ondan öne geçtim. Otobüs durağını uzaktan görebileceğim bir köşeye park ettim. Yürüdü ve her zamanki gibi okul otobüsüne bindi. Otobüs hareket eder etmez, ben de çıktım ve peşinden gittim. Otobüs okulun yakınında durduğunda, Elif diğer çocuklarla birlikte indi.
Ama o demir kapıdan içeri girmedi. Durağın yanında kaldı.
Kısa bir süre sonra, oldukça eski, boyaları dökülmüş kırmızı bir kamyonet kaldırıma yanaştı. Elif hiç tereddüt etmedi. Yolcu kapısını açtı ve sanki bunu yüzlerce kez yapmış gibi gayet rahat bir şekilde içeri girdi.
O an nefesim kesildi. Elim titreyerek telefonumun üzerine gitti. Polisi aramalı mıydım? Ne diyecektim ki onlara? “Ergen kızım bir kamyonete bindi” mi diyecektim? Belki de her şeyi abartıyordum, kuruntu yapıyordum. Ama onun şu an okulda, sırasında oturuyor olması gerekiyordu! Arabayı çalıştırıp yola çıkarken ellerim zangır zangır titriyordu. Kendime, yanlış veya tenha bir yere dönerlerse hemen polisi arayacağımı söyleyip durdum.
Kamyonu İstanbul’un o karmaşık, dar sokakları boyunca takip ettim. Araç, şehrin dışında, eski sanayi sitesinin bulunduğu o ıssız ve dökük mahalleye doğru ilerlerken aklımdan binbir türlü felaket senaryosu geçiyordu. Kızım uyuşturucu çetelerine mi bulaşmıştı? Biri onu tehdit mi ediyordu? Kamyonet nihayet tozlu, etrafı tahta perdelerle çevrili, eski bir marangoz atölyesinin önünde durdu. Motor sustu. Arabamı biraz geriye, büyük bir çınar ağacının arkasına gizleyerek park ettim. Kalbim göğüs kafesimi parçalayacakmış gibi atıyordu.
Kamyonetin kapısı açıldı. Şoför koltuğundan inen kişiyi gördüğüm an beynimden aşağı kaynar sular döküldü. Bu, mahallemizin eski mobilyacısı, yıllar önce dükkanını kapatıp buralara taşınan 70 yaşlarındaki İhsan Usta’ydı!
İhsan Usta, kamyonetin kasasındaki o ağır, vernik kokan tahta levhaları indirmeye çalışırken, benim o küçük, narin kızım Elif koşarak onun yanına gitti. “Dur İhsan Amca, belin ağrıyor zaten, ben hallederim!” diyerek kalın tahtaları ucundan tuttu. Birlikte o ağır yükü atölyeden içeri taşıdılar… Haberin devamını okumak için sonraki sayfaya geçiniz…

LEAVE A RESPONSE

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir