Gizlice Takip Ettim – Sayfa 2 – Haberciniz

Haberciniz

Güncel Haberler

FOTO GALERİ

Gizlice Takip Ettim


Zihnim allak bullak olmuştu. Elif’in, eski bir marangozun yanında ne işi vardı? Üstelik koca bir haftadır okuldan kaçarak! Öfkeden, korkudan ve meraktan çıldırmak üzereydim. Araçtan hışımla indim, derin bir nefes alarak atölyenin aralık duran o büyük demir kapısından içeri daldım.
“Elif!” diye bağırdım. Sesim o geniş, talaş kokulu loş atölyede yankılandı.
Kızım elindeki ağır tahtayı yere düşürdü. Bana döndüğünde yüzü bembeyaz olmuştu, gözleri fal taşı gibi açıldı. Üzeri talaş tozuyla kaplanmış, o narin elleri simsiyah olmuştu. “Anne…” diye fısıldayabildi sadece. İhsan Usta da elindeki çekici bırakıp şaşkınlıkla bana bakıyordu.
“Senin şu an okulda olman gerekmiyor mu? Benim kızımın bu döküntü atölyede, bu tozun toprağın içinde ne işi var? Çabuk bana bir açıklama yap yoksa yemin ederim hemen polisi arıyorum!” diyerek avazım çıktığı kadar bağırdım. Gözyaşlarım artık kontrolsüzce akıyordu.
Elif koşarak yanıma geldi, titreyen elleriyle kollarıma tutunmaya çalıştı ama onu hafifçe geri ittim. “Anne lütfen bağırma, lütfen dinle! Her şeyi anlatacağım. İhsan Amca’nın hiçbir suçu yok, yemin ederim yok! Ben ona yalvardım, zorla peşine takıldım beni işe alması için,” dedi hıçkırarak.
“İşe almak mı? Sen daha 14 yaşındasın Elif! Okulunu asıp sanayide ağır işçilik yapmak, kamyonet tepelerinde gezmek de ne demek? Aklını mı kaçırdın sen?”
İhsan Usta, ellerindeki talaş tozunu o eski kahverengi önlüğüne silerek ağır ağır, mahcup adımlarla yanımıza yaklaştı. Yüzünde tarifsiz bir hüzün vardı. “Zeynep Hanım,” dedi yutkunarak. “Kızınıza kızmayın. Allah şahidimdir ki onu defalarca kovdum, okuluna dön dedim. Ama o, sizin için buradaydı.”
“Benim için mi? Benim için okuldan kaçıp sanayide amelelik mi yapıyor?” dedim alayla karışık bir acıyla.
Elif, gözyaşlarını elinin tersiyle silip atölyenin arka tarafına doğru koştu. Orada, üzeri eski, kalın bir bezle örtülmüş bir masanın yanına gitti. Bezi yavaşça ve titreyerek kaldırdı. O an, bezi kaldırdığında gördüğüm manzara karşısında dizlerimin bağı çözüldü. Olduğum yere yığılmamak için arkamdaki kolonun soğuk betonuna tutunmak zorunda kaldım.
Masada, pırıl pırıl parlayan, ceviz ağacından yapılmış, üzeri el işçiliği sedef kakmalarla süslü antika bir müzik kutusu duruyordu. Kapağının tam ortasında, o tanıdık el yazısıyla “Canım Kızım Zeynep’e…” yazıyordu.
Bu… Bu müzik kutusu, rahmetli babamdan bana kalan tek, ama tek yadigârdı. Yıllar önce, Elif henüz dört yaşındayken, kocamın bizi dımdızlak ortada bırakıp gittiği, ev sahibinin eşyalarımızı sokağa atmakla tehdit ettiği o karanlık günlerde… Sırf Elif’e bir kutu süt alabilmek ve o evin kirasını ödeyebilmek için gözyaşları içinde, kalbimi sökerek Kapalıçarşı’daki bir antikacıya üç kuruşa sattığım müzik kutumdu!
“Onu geçen ay tesadüfen sahafların oradaki o lüks antikacıda gördüm anne,” diyerek hıçkırıklara boğuldu Elif. Yanına yaklaştı ve müzik kutusunu narin elleriyle okşadı. “Senin bana anlattığın o kutuydu. Üzerindeki yazıyı görünce emin oldum. İçeri girip fiyatını sordum, benim asla bulamayacağım kadar çok para istediler. Adama ağlayarak yalvardım, satmasın, bekletsin diye. Sonra İhsan Amca’yı buldum.”
Elif burnunu çekerek İhsan Usta’ya baktı. “İhsan Amca o dükkana ahşap onarımı yapıyormuş. Onun peşine düştüm, buraya kadar geldim. ‘Ne iş olursa yaparım, yerleri süpürürüm, yük taşırım. Yeter ki bana o parayı verin, annemin kalbini ona geri vereyim’ dedim. Önümüz Pazar, Anneler Günü… Sana bu sürprizi yapmak için parayı hemen bulmam gerekiyordu ama eksikti. İhsan Amca, eğer bir hafta boyunca ona yardım edersem, o ağır teslimatları taşımasına omuz verirsem eksik kalan parayı tamamlayacağına söz verdi.”
İhsan Usta gözleri dolarak araya girdi: “Zeynep Hanım, ben onu vazgeçirmeye çok çalıştım. ‘Okulundan kalma kızım, ben sana borç vereyim’ dedim. Ama o kadar onurlu, anasına o kadar sevdalı bir çocuk ki… ‘Olmaz, annem benim için gençliğini, hayallerini, babasından kalan tek hatırasını kendi elleriyle sattı. Benim alın terim olmadan o kutu anneme helal olmaz. Benim bir haftalık okulum, yorulan kollarım feda olsun’ dedi. O yaşlı gözlerine, o yüreğindeki anne sevdasına dayanamadım. Affedin beni.”
Atölyenin içindeki o ağır sessizliği sadece benim hıçkırıklarım bozuyordu. Gözlerimden boşalan yaşlar yanaklarımı yakarak süzülürken, yavaşça kızıma doğru yürüdüm. Az önce öfkeden titreyen ellerim, şimdi kızımın o zımpara yapmaktan kızarmış, ufak tefek çiziklerle dolu olan nasırlı ve tozlu ellerini sıkıca tutuyordu. Onu kendime çektim ve sımsıkı, kemiklerini kırarcasına boynuna sarıldım. Talaş ve ter kokan o güzel saçlarını doya doya, defalarca öptüm.
Ben kızımı yalan söyledi, sokaklara düştü, kötü yola saptı sanırken; o, benim yıllar önce içine gömdüğüm kırık kalbimi onarmak için o dökük atölyede benim için bir sevgi zırhı örüyordu. Kendi küçük bedeninden beklenmeyecek kadar devasa bir yükün altına girmişti, sırf benim yüzümü güldürebilmek için.
O gün o atölyeden, sadece babamın yadigârı müzik kutusunu alarak çıkmadık. Hayatta bir annenin sahip olabileceği en büyük servetin, en eşsiz makamın; onurlu, vefalı ve koca yürekli bir evlat olduğu gerçeğini de kalbimin en derin köşesine kazıyarak çıktık. Elif ertesi gün okuluna, o çok sevdiği sırasına geri döndü. Ama onun nasırlı elleriyle kazanıp bana verdiği o hediye, benim hayatım boyunca dinlediğim en muazzam, en tarifsiz melodi olarak evimizin baş köşesindeki ölümsüz yerini aldı.

LEAVE A RESPONSE

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir